BioShock: The Collection incelemesi

tarafından
41
BioShock: The Collection incelemesi

2K Games tarafının geçmiş dönemlerde çıkışını gerçekleştiren oyunlarından oluşan bazı paketler Nintendo Switch için çıkışını gerçekleştirdi. Bu paketlerden bir tanesi de BioShock: The Collection oldu. BioShock serisinin üç oyununu ve bu oyunlara ait genişletme paketlerine erişim imkanı sağlayan bu paketi beraberce masaya yatıracağız. İnceleyeceğimiz bu oyun paketinin Nintendo Switch konsoluna gelecek olan diğer yapıtlar için de örnek teşkil edebilecek pek çok noktalarının olduğunu söyleyerek, inceleme yazımıza geçiş yapalım.

BioShock: The Collection

BioShock: The Collection ile efsaneler her yere geliyor

Takvimler 2007 senesinin son aylarını gösterirken 3 farklı FPS oyununu arka arkaya bitirmiştim. Bu üç oyunu bitirdikten sonra, uzun bir süre hiç bir FPS oyunu bana tat vermemiş, eğlenceli gelmemişti. Bu oyunlar; Call of Duty 4: Modern Warfare, Crysis ve BioShock idi. Sıraladığım bu yapıtların arasından benzerlerine en az rastlanan ise BioShock olmuştu; sunduğu hayal dünyası ve atmosferi bakımından çok farklı bir noktadaydı.

Okyanusun tabanına 1940 yılından sonra inşa edilen Rapture şehrinde geçen olaylar, hem görsel, hem de anlatım açısından bir hayli etkileyiciydi. Silah ve yetenek kullanımını aynı anda sunabilen bu oyunu yıllar sonra yeniden portatif bir oyun konsolunda deneyimlemek harika bir his oluşturdu. Tabii, yalnızca serinin ilk oyunu değil, diğer tüm oyunları ve genişletme paketleri de Nintendo Switch için bir paket halinde geldi. Birazdan, bu oyunları tek tek ele alarak bahsi geçen oyun konsolunda nasıl bir performans sunduklarına değineceğim.

Öncelikle, BioShock: The Collection paketinde; BioShock Remastered, BioShock 2 Remastered ve BioShock Infinite oyunlarının bulunduklarını söyleyeyim. Bu paketteki oyunların ilk sürümleri sırasıyla; 2007, 2010 ve 2013 senelerinde çıkışlarını gerçekleştirmişlerdi. Bununla birlikte, 2016 senesinde BioShock: The Collection paketi yenilenen grafikleriyle; PC, PlayStation 4 ve Xbox One platformları için yeniden oyuncularla buluşmuştu.

Şimdi ise bu paketin Nintendo Switch konsoluna, dolayısıyla her yerde oynanabilir hale geldiğini görüyoruz. Bu pakette yer alan her oyunun nasıl bir performans sunduğuna birazdan değineceğim ama itiraf etmem gerekiyor ki bu paket Nintendo Switch için çıkan video oyunları için bir ders niteliği taşıyor. Görsel anlamda kaliteyle birlikte akıcı bir oynanış sunulabildiğini BioShock: The Collection ile birlikte gördüm.

Yakın zamanda çıkışını gerçekleştiren fakat görsellik ve performans açısından kötü oyunlar yerine, BioShock: The Collection gibi etkileyici çalışmaları Nintendo Switch konsolunda görmek şahsen beni oldukça memnun etti. Paketteki her oyunda aynı performans bulunmasa dahi portatif bir el konsolunda yaşanabilecek en iyi FPS oyunları deneyimini bu paketle bulabileceğinizi düşünüyorum.

BioShock

BioShock Remastered ile korkutucu masal başlıyor

2007 senesinde aklımı başımdan alan oyunu Nintendo Switch ile yeniden deneyimlemek muhteşemdi. Oyunu ilk açtığımda grafiklerin kalitesinin düşürülmüş olacağını, tüm detayların ortadan kaldırıldığı bir yapıyla karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Neyse ki tahminlerim büyük ölçüde yanlış çıktı ve karşımda harika atmosferiyle, tüm detaylarıyla bir BioShock oyunu duruyordu. Ayrıca, bu görsel sanat eseri portatif bir oyun konsolu vasıtasıyla ellerimdeydi.

Uzanıp başımı yasladım ve bundan yaklaşık olarak 13 yıl öncesine giderek bu deneyimin keyfini sürdüm. Eskiden grafikleri rüya gibi gelen oyunları şimdiki teknolojiyle denediğimizde burun kıvırırız ya, işte bu oyuna başladığımda hiç de öyle bir his yaşamadım. Yalnız burada unuttuğum bir nokta vardı ki bu 2007 senesinde çıkan BioShock oyunu değil, 2016 senesinde çıkan ve bu oyunun elden geçirilmiş sürümü olan BioShock Remastered idi.

Yine de daha güçlü oyun konsollarına çıkmasına rağmen portatif bir oyun konsolunda harika görünüyordu. BioShock serisinin bu ilk oyunu, diğerleri gibi FPS türünde bir yapım fakat yalnızca atıcılık mekanikleri üzerine kurulu değil. Bir uçak kazası sonucunda kendisini okyanusta bulan ve gördüğü deniz fenerine ulaşan Jack Wynand, şans eseri olarak okyanusun altına inşa edilen Rapture şehrini keşfeder.

Yalnız bu şehir yıkım halindedir ve bu yıkımı getiren olaylar oyun boyunca keşfedilir. Her ne kadar okyanusun derinliklerinde olunmasına rağmen bu oyunun bölüm çeşitliliğinin oldukça etkileyici olduğunu söylemem gerekiyor. Bulduğumuz silahlar ve elde ettiğimiz yeteneklerle harika bir oynanış unsurları sunan oyunun hikayesi de oldukça etkileyici detaylarla dolu.

Bu oyundaki yaptığımız davranışlara göre oyunun 3 farklı sonunun olduğunu da bir kenara yazayım. Tüm bunlarla birlikte, Museum of Orphaned Concepts ve Challenge Rooms isimli genişletme paketleri de BioShock: The Collection paketinin bünyesinde bulunuyor. Ana oyunu kurduktan sonra bu içerikler de Nintendo Switch konsolunda oynanabiliyor. Nihayetinde, her yere götürülebilecek harika bir deneyim ortaya çıkıyor.

BioShock: The Collection

BioShock 2 Remastered ile Big Daddy oluyoruz

Geçmiş dönemlerde BioShock serisinin oynamadığım ve dolayısıyla bitirmediğim tek oyunu BioShock 2 idi. Bu oyun çıkışını gerçekleştirdiğinde tam anlamıyla bir hayal kırıklığına uğramıştım. Hayran kaldığım ilk BioShock oyunundan sonra çıkan yapımın, ilk oyun gibi fark oluşturmasını bekliyordum. Oysa ki BioShock 2, adeta bir genişletme paketi gibi görünüyordu ve ilk oyundaki mekanları farklı bir açıdan bizlere sunuyordu.

Böylece, aklımın bir köşesinde kalsa da bir türlü BioShock 2 oyununu oynamaya heveslenmedim, ta ki BioShock: The Collection incelemesini yazmam gerekene kadar. Nintendo Switch konsolunda BioShock 2 Remastered oyununu açtığımda da aslında önemli olan bir video oyunu es geçtiğimi anladım. Evet, bilindiği gibi yine Rapture şehrinin yıkıntıları arasında, mutasyona uğrayan insanların arasındayız bu oyunda. Bununla birlikte bir Big Daddy olarak yola çıkıyoruz.

İlk oyunun hikayesinin sekiz yıl sonrasında geçen BioShock 2 Remastered, üst kısımda anlattığım gibi Nintendo Switch konsolunda gayet başarılı bir performans sunuyor. Benzer mekanlarda geçmesine karşın, oynanış mekanikleri açısından bu ikinci oyunun ilk oyundan daha fazla çeşitlilik barındırdığını da deneyimlerim sırasında görmüş oldum. Aklımda, kocaman bir Big Daddy olarak oynamanın fazlaca basit olacağı düşüncesi hakimdi.

Sınırlı sayıda imkanı kullanarak ellerinde çeşitli silahlar bulunduran mutasyona uğramış kişilerle mücadele etmek açıkçası pek de kolay değilmiş. Bununla birlikte oyunda yer alan; şifre kırma sistemi, alınan türlü yetenekler ve bu yeteneklerin oyun alanında etkileşimli olarak kullanılabilmesi gibi unsurlarla yine benzerine az rastlanan bir maceranın içerisinde kendimi bulmayı başardım.

BioShock 2 Remastered oyununun da Nintendo Switch konsolunda gayet akıcı bir biçimde oynanabildiğini gördüm. Bu oyunla birlikte, indirilebilir içerikler olarak, Minerva’s Den ve Protector Trials isimli içeriklerin sunulduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Bu içerikler de oyuna çeşitlilik katıyor ve farklı bir eğlence imkanını Nintendo Switch sahiplerine sunabiliyorlar.

BioShock: The Collection

BioShock Infinite ile bulutların üzerine çıkıyoruz

İnceleme yazısını kaleme aldığım bu oyun paketinin Rapture şehrinde geçmeyen ve Remastered eki taşımayan tek üyesi BioShock Infinite oluyor. 2013 yılında çıkışını gerçekleştiren serinin bu üçüncü oyununu için büyük düzenlemelere gidilmedi. Zaten, BioShock: The Collection paketi 2016 senesinde çıkışını gerçekleştirdiği için diğer oyunlar gibi fazlaca eski bir teknolojiyi barındırmıyordu.

Bu arada, Nintendo Switch konsolunda beni en çok zorlayan oyunun da bu olduğunu söylemek istiyorum. Diğer oyunlar daha akıcı bir biçimde oynanırken, BioShock Infinite oyununda yer alan bazı teknik aksaklıklar göze çarpıyor. Yine de öyle rezalet olarak nitelendirilebilecek bir yapıyı barındırmıyor. Dileyen ve yaşı uygun olan her Nintendo Switch sahibi bu oyunu ve ek içeriklerini de oynayıp, eğlenebilirler.

Üst kısımda da belirttiğim gibi BioShock Infinite, okyanusun tabanında geçmiyor ve bu kez bulutların üzerine çıkıyoruz. Yıl olarak 1912’de geçen bu oyunda oldukça farklı mekanik yapıları bulunduğu gibi önceki iki oyunda yer alan özel yetenekleri de görüyoruz. Benzer biçimde, kazanılan yetenekler oyun alanındaki unsurlarla etkileşim halinde kullanılabiliyor ve oynanış çeşitliliği bakımından hayli tatminkar bir yapı bu oyunda bizlere veriliyor.

Bulutların üzerine inşa edilen bu şehrin adı Columbia. Bu etkileyici şehirde bize yardımcı olan, aynı zamanda bizimle birlikte maceradan maceraya koşan bir ortağımız var ve adı Elizabeth. Oyunun pek çok alanında yardımımıza koşan Elizabeth ile bulutların üzerinde yaşanan trajediye misafir oluyoruz. Paralel evrenler kavramıyla yoğrulan BioShock Infinite, etkileyicilik anlamında diğer yapımlardan geri kalmıyor.

Özellikle, serinin bu üçüncü oyunundaki gök yüzüne inşa edilen plaj tasarımına ayrıca hayran kaldığımı belirtmek isterim. Yıllar sonra bile BioShock Infinite dendiğinde aklıma bu plaj kısmı gelmekteydi. Unutmadan, bu oyunun genişletme paketleri olan Burial at Sea 1, Burial at Sea 2 ile Clash in the Clouds içeriği de Nintendo Switch için çıkışını gerçekleştiren BioShock: The Collection paketinde yer alıyor.

BioShock: The Collection

BioShock: The Collection, Nintendo Switch ile uyum sağlamış mı?

İnceleme yazısının sonlarına yaklaşırken, BioShock: The Collection paketinde yer alan oyunların Nintendo Switch konsolunda rahat oynanıp, oynanmadığına da değinmek istiyorum. Özellikle bu serinin ilk iki oyununu deneyimlerken büyük sorunlar yaşamadığımı belirtebilirim. İnceleme yazısında da aktardığım gibi tahminimin çok üstünde bir grafik kalitesi ve performansla karşılaştım. Tuş takımları, tüm oyun konsollarında olduğu gibi çok fazla uyumlu değil ama zamanla alışılacak cinsten.

Aynı anda bir karakterin hem silah, hem de yetenek kullanması gerekince alışılan tuş dizilişinin dışına çıkılabiliyor. BioShock: The Collection ile de durum kısmen böyle ama oyundaki uyarılarla fazla şaşırmadan oyunda ilerleyiş sağlamakta sıkıntı çekmeyeceğinizi düşünüyorum. Kısmen de olsa BioShock Infinite oyununun teknik anlamda bazı sorunlarının olduğunu gördüm. Bir diğer deyişle, serinin bu üçüncü oyunu, serinin ilk iki oyunu kadar akıcı değil.

Bu durum çok büyük bir sorun oluşturmuyor ama kalabalık çatışma anlarında zorlanabilirsiniz. Öte yandan, bu paketteki oyunların her birisi ayrı ayrı yükleniyorlar. Yalnız, kapladıkları alan bakımından Nintendo Switch konsolunun oldukça mütevazı olan sabit diskini zorlayabilir. BioShock Infinite oyunu yalnız başına 20 GB’ın üzerinde bir alan kaplıyor. Serinin diğer iki oyunu da 10 GB alanın üzerine çıkıyorlar.

Tüm bunlarla birlikte, karşımızda hayli dolu dolu olan ve özellikle Nintendo Switch konsolunun sahiplerini memnun edebilecek bir paketin olduğunu görüyoruz. Nintendo Switch sahibiyseniz ve uygun yaştaysanız; tatilde, yolculuklarda, evinizin en konforlu alanlarında yani dilediğiniz her yerde bu paketin oyunlarıyla etkileyici ve benzerine az rastlanan deneyimler yaşayabilirsiniz.

BioShock: The Collection paketinin Nintendo Switch sürümünün fiyatı 50 Dolar. Bu rakam, yaklaşık on yıl önce çıkan oyunları oynamak için ülkemizin koşulları için fazla gelebilir. Öte yandan, sunulan içeriğin ana oyunlar ve ek içeriklerle birlikte hiç de azımsanamayacağını belirtmek isterim. Nintendo Switch için çıkan bu paketin de diğer yapımlara örnek olmasını dilediğimi sizlerle paylaşarak izninizle sözlerimi sonlandırayım.

Bir önceki yazımız olan Minecraft Dungeons incelemesi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.